“`html
Şiddet, yalnızca daha fazla şiddeti doğurur.
Maalesef 2026 yılının ilk günlerinde şiddet olayları artıyor. HTŞ liderliğindeki Suriye Geçici Hükümeti ile SDG arasındaki anlaşmanın uygulanmamasıyla ilgili süregelen ihtilafların çözümü yönündeki müzakereler durma noktasına geldi. Ne yazık ki, diyalog yerine büyük ölçüde silah ve şiddet devreye girdi.
6 Ocak’ta Halep’te, Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı Şex Meqsud ve Eşrefiye mahallelerinde başlayan çatışmalar, Rojava bölgesine sıçrayarak kaygı verici bir boyut kazandı.
Halep’ten Kobane’ye İhlaller ve Mağduriyetler
Bu çatışmalarda hayatını kaybeden, işkence gören ve yerinden edilen çok sayıda insan var. Temel ihtiyaçlar olan barınma ve gıda gibi gereksinimler karşılanamıyor. Yerinden edilenler, kış koşulları altında zor bir göç süreci yaşıyor ve bu durum hastalıkların yayılmasına yol açıyor. Örneğin, Kobane’de soğuktan ölenler arasında çocuklar da bulunuyor. Yerinden edilen bireylerin sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlanıyor, çocuklar eğitim haklarından mahrum kalıyor ve çalışanlar işlerini kaybediyor. Bu durum, çalışma haklarının ihlaline neden oluyor.
Evlerini terk edenlerin yeni yerleşim yerlerinde de ihlallere maruz kalma riski oldukça yüksek. Kalabalık ve yetersiz olan kamplarda yaşam standartları düşük; barınma, ısınma ve beslenme ihtiyaçları karşılanamıyor.
Bir süre sonra dönenlerin de ihlallere maruz kalması muhtemel. Uluslararası Kızılhaç Komitesi yapılanların yanı sıra, Halep’te kış şartlarının ağırlaşmasıyla birlikte çatışmalardan kalan patlayıcıların sivil yaşamı tehdit ettiğine dikkat çekiyor.
Bu olguların ortaya çıkmasında etken olan politikaları dikkatlice takip ediyorum. ABD’nin izlediği emperyalist politikaların Ortadoğu’daki etkileri genellikle savaş ve çatışma olarak tezahür ediyor. Sağcı hükümetlerin hakim olduğu bu dünyada, devletlerin barış ilkesine bağlı hareket etme ihtimali azalmış durumda. Benzer şekilde, barışa odaklanan uluslararası kurumlar da çoğu zaman işlevsiz kalabiliyor.
Belirttiğim bu durumlar, bana sürekli olarak insan onurunu zedeleyen savaş ve şiddetin ortamlarını düşündürtüyor.
İhlal ve Hak Savunuculuğu
İnsan hakları sadece bir ülkenin iç meselesi değildir. Bu yüzden, İnsan Hakları savunucuları olarak dünyanın neresinde olursa olsun ihlallere karşı kararlı bir mücadele sürdürüyoruz. 6 Ocak’ta başlayan çatışmalar sonrası Suriye ve Rojava’ya olan ilgi daha da arttı.
İHD olarak, tüm temsilciliklerimizle birlikte 24 Ocak’ta Kobane’ye sınır olan Suruç’ta bir araya gelip açıklama yapmayı planladık; ancak olumsuz hava koşulları nedeniyle bu etkinliği ertelemek zorunda kaldık.
Açıklamalarımızı tüm şubelerimiz kendi illerinde gerçekleştirerek, ihlalleri önlemede herkesin sorumluluğu olduğuna vurgu yaptık: “Kuzey ve Doğu Suriye’deki saldırılar, insan onurunun korunması konusundaki sorumluluğu ulusal ve uluslararası kamuoyuna yüklemektedir.”
Bu açıklamalara ek olarak, Merkez Çocuk Hakları ve Kadın Komisyonlarımız da konuyla ilgili açıklamalar yaptı.
Bu durum, yalnızca İHD için değil, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB için de geçerlidir; bu kuruluşlar da benzer şekilde açıklamalarda bulundular. Bu ortak açıklamalar, yaşananların ardında bir emperyalist müdahalenin olduğu ve bunun çözümlerinin “halkların özgür, eşit ve insanca yaşayacağı bir gelecek” ile mümkün olacağına dikkat çekiyor.
Ayrıca, başka kurumların dahil olduğu açıklamalar da yapıldı.
Suriye’deki Şiddet ve Barış Süreci
Suriye’deki Kürtlere yönelik saldırılar, kamuoyunun 1 Ekim 2024’te farkına vardığı ve umut veren barış sürecini olumsuz etkiliyor.
Halep’te meydana gelen çatışmalar sonrasında Türkiye genelinde birçok ilde protestolar ve yürüyüşler düzenlendi. Bu etkinliklere yönelik müdahale girişimleri oldu ve anayasa ile uluslararası insan hakları belgelerinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri özgürlüğü ihlal edildi. Ayrıca, güvenlik güçlerinin müdahalesi işkence ve kötü muamele gibi yasakları ihlal eden bir düzeye ulaştı.
İşkence ve kötü muamele yasağına dair, İHD ve TİHV olarak gerçekleştirdiğimiz ortak açıklamada etkili soruşturma talep ettik.
1 Ekim 2024 itibarıyla başlamış olan çözüm sürecinde hak ve özgürlüklerin kullanılmasına dair olumlu ilerlemeler gözlemlenirken, valiliklerden kentlerde eylem ve etkinliklerin yasaklanmasına dair peş peşe kararlar geliyor. Örneğin, Diyarbakır, Urfa ve Mardin gibi iller bu tür yasakları ilan etmiştir. Bu kararlara karşı yapılan hukuki itirazların etkinliği konusundaki belirsizlikler sürerken, itirazlar yapılmaya devam ediyor.
Bu süreçte medyanın kullandığı ayrımcı dil de önemli bir endişe kaynağıdır.
Ayrıca, son dönemde Tarsus’ta yaşanan ve barış sürecini olumsuz etkileyen en kaygı verici olaylardan biri, DEM Partisi’nin Rojava eylemine yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırıda 24 yaşındaki Baran Abdi’nin hayatını kaybetmesidir.
Bu şiddet sarmalından kurtulmalıyız.
Diyalog, Şiddet Değil
Çatışma çözümleri sürecinde bu tür iniş çıkışlar doğaldır. Amacımız, bu kesintilerin mümkün olduğunca az olması veya en azından kısa sürmesidir. Kalıcı barışın inşasını sağlamak, öncelikli hedefimiz olmalıdır. Uzun geçmişi ve birçok boyutu olan Kürt meselesinin çözümü zaman alacak gibi görünüyor.
TBMM komisyonunun 24 Kasım 2025’te İmralı’da Abdullah Öcalan’ı ziyaretine ilişkin yayımlanan tutanakta Öcalan’ın belirttiği gibi, meseleyi çözmek için tek bir “çağrının yeterli olmayacağını, yoğun bir ilişki kurulması gerektiğini” hatırlamak önemlidir. Bu ifade, Suriye özelindeki duruma da işaret ederken çözüme yönelik yöntemi de vurgulamaktadır. Çözüm sürecinin başarısı için kesintisiz ve artan bir iletişim ile diyalog kurmak gereklidir.
Suriye’de ve Rojava’da yaşanan ihlallerin ne zaman sona ereceği belirsizdir. Ancak başka ihlallerin hangi koşullarda azalacağı gibi durumları tahmin etmek mümkündür: kalıcı bir ateşkes ve mevcut ihtilafın diyalog yoluyla çözülmesi gerekiyor.
Son Söz: Hatırlatma
Savaş, çatışma ve şiddet ortamı, ihlallere yol açtığı kadar, hak savunucularının bu ihlalleri konuşmasını ve raporlamasını da zorlaştırıyor. Elbette barış sağlandığında tamamen ihlalsiz bir düzenin olmayacağının bilincindeyiz. Öte yandan, silahlı çatışmaların ve şiddetin büyük ihlallerine son vermenin de kaçınılmaz olduğunu biliyoruz.
Suriye’de yaşanan şiddet, burada yürütülen barış sürecini olumsuz etkilemektedir. Bu bağlamda, şiddetin sona ermesi, yürütülen barış sürecine olumlu katkılarda bulunacaktır.
Tüm bu yaşanan ihlallere karşı, ana hedefimiz olan barışın inşasından asla ödün vermemeliyiz. Şiddet sarmalından çıkmak kendiliğinden gerçekleşmeyecek; bu nedenle ihlallere karşı durmalı ve barışı inşa etmeliyiz.
(Oİ/EMK)
“`